October 4, 2006
En Sevdiğim Beyaz Türk (3): Bekleyiş
Matrix'in kanunları gereği, herşey zamanla eskir. Değişmek, bozulmak, pörsümek, eriyip gitmek ve ölmek gibi 'yönü aşağı doğru olan' bütün fiiller de, işte bu kanunların bir gereğidir. Bu devranda herşey sürekli değişir, değişirken de çoğu zaman ilk canlılığını ve güzelliğini kaybeder.

İsmi çok da önemli olmayan bir şairin,
Ne güzel dönüyor çemberim,
Hiç bitmese horoz şekerim.
mısralarında ifade ettiği sonsuzluk dileğinde de, bu durumla bire bir ilişkili noktalar vardır. Zira, şairin bizlere hislerini aktardığı çocuğun horoz şekeri illa ki bitecektir. Dahası, o çocuk da bir gün gelecek çocuk olmaktan çıkacak ve dahi çember döndürmek ya da şeker yemek gibi fuzuli işlerle artık uğraşmadığı için kendini bir şey zannetmeye bile başlayacaktır. Halbuki, her gafil insan gibi, o da, kendisi farkında olmasa bile, ömrü boyunca hep çocuk kalacağını, fakat bunun aslında hiç de kötü bir şey olmadığını hiçbir zaman anlayamayacaktır.
Bütün bunlardan (ve bu gibi diğer gerçeklerden) bihaber yaşadığı için sıfatını sonuna kadar hak eden bir gafil, gözleriyle gördüğü herşeyin horoz şekeri misali an be an erimekte olduğunun farkında değildir. Bu nedenle de, sahip olduğunu zannettiği ve aslında ellerinden kayıp gitmekte olduğunu bilmediği pek çok şeyin değerini ancak onları kaybedince anlayacak olması mukadderdir.
Beyaz kedicik ile geçen kısa ama güzel günlerin ardından onu yitirdiğimde, dünyadaki milyonlarca kediden sadece birine ayırdığım günün birkaç dakikasının benim için aslında zannettiğimden çok daha fazla anlam ifade ettiği gerçeği gafil kafama dank etmiş oldu. Bu intibah, çok önce kendi ellerimde kurup içinde yaşamaya başladığım toz pembe dünyanın hayalini de ortadan kaldırıverdi.
Beyaz kediciği artık her zaman gezindiği çimenlerde ya da çalıların arasında bulmak mümkün değildi. Çağırınca gelen giden de olmuyordu. Sadece birkaç gün içerisinde kendisini bu denli sevdirmeyi başaran beyaz kedicik, yokluğuyla birlikte, bir hayvana karşı hissedebileceğimi daha önceden hiç sanmadığım acı hislerle başbaşa bırakmıştı beni.
İnsanı çaresiz bırakan asıl konu da belirsizlikti. Beyaz kedicik bir arabanın altında kalıp ezilmiş miydi? Yoksa, bir ortaokul arkadaşımın bahsettiği, mahallesindeki yavru kedileri tren rayına bağlayıp sonra da heyecanla trenin gelmesini bekleyen türden vahşi çocukların eline mi geçmişti? Bu soruların yanıtı yoktu. Ancak bu belirsizlikten kendimi sorumlu tutuyor, süt içmeye geldiği zamanlarda özlemini duyduğu sıcak bir yuva arayışıyla eve girmeye çalışan beyaz kediciğe her seferinde engel olduğum gerçeğini aklımdan silemiyordum.
En Sevdiğim Beyaz Türk
En Sevdiğim Beyaz Türk (1): Mevsimler ve Hayvanlar
En Sevdiğim Beyaz Türk (2): Güzel Günler
En Sevdiğim Beyaz Türk (3): Bekleyiş
En Sevdiğim Beyaz Türk (4): Nokta
SON YORUMLAR
KATEGORİLER
- Ansiklopedi
- Makaleler
- Memorandum
- Bloglar ve İnternet
- e-Muhabir
- Göze Çarpanlar
- Hayatın İçinden
- Kısa Kısa
- Röportaj
- Zihniyet / Paradigma
- Alt Beyin
- Deep Waters

Yorum Gönder